Anasayfa
Dava
Etkinlikler
Görseller
Iletisim
English

İDDİANAME'nin tamamı için tıklayın!

İDDİANAME'den

...

6. Hukuki Vasıflandırma

Bu safhada şüpheliler tarafından oluşturulan topluluğun ortak bir fikir birliği altında ve zamana yayılan biçimde gerçekleştirdikleri eylemlerin yasal anlamda ne tür bir örgütlenme tanımına uygunluk arz edeceğinin tartışılması gerekmektedir.

Öncelikle belirtilmesi gereken husus, soruşturmanın tamamında şüphelilerin iştirak ettikleri eylemler karşılığında maddi bir çıkar temin ettiklerine ilişkin olarak herhangi bir delilin bulunmadığı, aksine tüm anlatımlar ve eylem nitelikleri incelendiğinde tüm şüphelilerin ortak siyasal ve sosyal görüşleri doğrultusunda ideolojik amaçla hareket ettikleri anlaşılmaktadır.

765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 168. maddede silahlı çete oluşturmak suçuna ilişkin tanımlamayı yaparken kurulacak silahlı çetenin bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için mutlaka Devletin arsıulusal şahsiyetine yada Devlet kuvvetlerine yönelik suçlardan sınırlı bir kısmının işlenmesi amacıyla kurulmuş olması gerektiğini öngörmekte idi.

Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314. maddesi de, benzer bir sistematiği benimseyerek, aynı kanunun dördüncü kısmının dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişilerin on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı ve bu örgüte üye olanlara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verileceği hükmünü içermektedir.

Maddede zikredilen dördüncü ve beşinci bölümlerin, devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu anlamda yeni kanunda yer alan sınır eski kanuna göre oldukça genişletilmiş olmaktadır.

765 sayılı TCK’da yer alan tanımlamadan yola çıkılarak 168. maddede yer alan silahlı çetenin unsurları konusunda oluşturulan içtihada örnek vermek gerekirse, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2003/9-7 E, 2003/46 K. Sayılı kararında, daha birçok kararında olduğu gibi;

“Kural olarak Ceza Yasamız hazırlık hareketlerini cezalandırmamaktadır. Ancak belirli amaçlara yönelik hazırlık hareketlerinin Yasada özel suç tipi olarak düzenlendiği haller vardır. Bunlardan biri de, Devletin şahsiyetine karşı cürümlerden olup TCY.nın 168. maddesinde düzenlenen suç tipidir. "Silahlı çete suçunu" düzenleyen bu maddede hazırlık hareketlerinin "özel ve istisnai suç tipi" olarak öngörülmesinin amacı, Devlete karşı "ağır zarar tehlikesi" yaratacak nitelikteki hareketlerin cezalandırılmasını sağlamaktır.

TCY.nın 168. maddesinin 1. fıkrası ile; 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil etmek yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği, kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz bulunmak eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.

Silahlı cemiyet ve çetenin sair efradı olmanın cezai yaptırımı ise 168. maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiş olup, birçok yargısal kararda vurgulandığı üzere; silahlı cemiyet ve çetede amirlik, kumanda ve hususi bir görev almayan, çeteye basit şekilde katılan, gayeye ait konularda irade birliği içinde olan, çeteye katılırken çetenin niteliğini bilen ve çetenin gayelerini kendi amacına uygun görenler ise cemiyet ve çetenin sair efradıdır.

TCY.nın 168. maddesinde tek tek sayılan yasa maddelerindeki suç tipleri "amaç suçu" oluşturmaktadır. "Amaç suç tipi" ile korunmak istenen hukuki değer açısından "ağır ve yakın zarar tehlikesi" yarattığı varsayılan silahlı çete ve cemiyet oluşturulması ise "araç suç"tur. Bu bakımdan silahlı çete suçu, belirtilen amaç çerçevesinde kabul edilmiş bir "zarar tehlikesi" suçudur.” ifadelerine yer verilmektedir.

Bu bağlamda aynı yapıyı benimseyen 5237 sayılı TCK’nun 314. maddesinin de bir araç suç olduğunu, aynı kanunun dördüncü kısmının dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçların ise amaç suçları oluşturduğunu söylemek doğru bir yaklaşım olacaktır.

Öte yandan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesi terörün tanımını yaparken, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerin terör suçu sayılacağını öngörmektedir.

Bu tanımda yer alan amaçlar arasında 5237 sayılı TCK 314. maddesinde yer alan amaçlar da bulunmakla birlikte daha geniş bir amaç sıralaması yapıldığı, Devletin iç güvenliğinin, kamu düzeninin yada genel sağlığın bozulması amaçlarıyla yapılan ve cebir unsurları taşıyan eylemlerin de terör suçu kapsamı içerisinde yer almakta olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak 3713 sayılı Kanunun 7. maddesinde 29.6.2006 tarihinde yapılan değişikliğe kadar, bu iki tanımın birbirleri ile mutlak bir uygunluk arz etmedikleri, gerek mülga TCK 168 ve gerekse yürürlükte bulunan TCK 314. maddelerde tahdidi nitelikte sayılmış olan amaç suçlardan birisini hedeflemeyen ancak 3713 s.K. 1. maddesi tanımı içerisinde yer alan eylemlerin bu maddeler kapsamında silahlı örgüt suçuna vücut veremeyeceğini söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Nitekim içtihat ve uygulama da bu yöndedir.

3713 sayılı Kanunun 7 maddesi 29.6.2006 gün ve 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanların Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılacağı hükmünü getirmiştir.

Kanaatimizce, bu yepyeni bir atıftır. Yeni düzenleme ile, TCK 314. maddede yer alan sınırlı amaç suçlar dışında 3713 sayılı Kanunun 1. maddesinde sayılan amaçların da silahlı örgüt suçuna vücut verebileceği anlaşılmaktadır. Bu anlamda anayasal düzeni değiştirmeyi yada Devlet idaresindeki topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmayı hedeflememekle beraber ideolojik amaçla kamu düzeninin bozulmasını hedefleyen ve cebir şiddet unsurları taşıyan eylemlerin, ortak hedef birliği ve zamana yayılan süreklilik unsurlarını da birlikte içermeleri kaydıyla, silahlı örgüt suçu içerisinde mütalaa edilebilmesi yasal tanıma uygunluk arz edecektir.

Yukarıda sırası ile izah ettiğimiz eylemlerin niteliklerine bakıldığında tüm eylemlerin ideolojik amaçlar doğrultusunda, kendi sosyal ve siyasal dünya görüşleri dışında kalan görüşleri toptan reddederek cebir ve şiddet ile tepki göstermek suretiyle bu tür görüş sahiplerini cezalandırmak ve görüş taraftarları üzerinde korku ve kaygı yaratmak amacını taşıyan bir grup şüphelinin zamana yayılan biçimde bir araya gelerek gerçekleştirdikleri eylemler oldukları anlaşılmaktadır.

Her bir eylemin ortaya çıkışı sonrasında gerek Trabzon’da ve gerekse suikast eylemi sonrasında tüm Türkiye ve dünya kamuoyunda ortaya çıkan tepkiler, Devlete yönelik ihmal ve kasta ilişkin iddialar, uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin imajı ve karşı karşıya bırakıldığı sorunlar dikkate alındığında eylemler sonrası kamu düzeninin ciddi biçimde bozulduğu ve bir iç güvenlik tehdidinin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.

Bu şartlar altında şüpheliler tarafından oluşturulan topluluğun belirtilen amaçları doğrultusunda, içerisinde yer aldıkları “araç suçun” TCK 314. maddesi kapsamında bir terör örgütü olarak yorumlanması yasaya uygun olacaktır.

Bu soruşturma ve kamu davası kapsamında tartışılması gereken bir diğer mesele ise önleme dinlemesi olarak adlandırılan ve ilgili kuruluşların kanunları uyarınca yapılan istihbari nitelikli iletişim tespitleri sonucu elde edilen verilerin adli soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında kullanılıp kullanılamayacağı, yasaya uygun delil olarak kabul edilip edilemeyeceği sorunudur.

Bilindiği üzere 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununa 16.6.1985 tarihinde 3233 sayılı Kanun ile eklenen ek 7. maddeye göre polis maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda istihbarat faaliyetlerinde bulunup bilgi toplayarak değerlendirecek ve topladığı bilgileri yetkili mercilere ulaştıracaktır.

Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7. maddesine 3.7.2005 tarihinde 5397 sayılı Kanunla eklenen fıkralarda ise 1. fıkrada belirlenen bilgi toplama faaliyeti içerisinde bulunan iletişim tespiti, dinlenmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.

Ek 7. madde içerisinde 7. fıkrada, madde hükümlerine göre yürütülen faaliyet çerçevesinde elde edilen kayıtların birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamayacağı belirtilmektedir. Bu anlamda, birinci fıkrada belirtilen, Devletin genel güvenliği amacı iş bu dava bakımından belirleyici olmaktadır.

Aynı maddenin 11. fıkrasında ise madde ile belirlenen usul ve esaslar dışında yapılan dinlemelerin hukuken geçerli olmayacakları belirtilmektedir. İstihbari dinleme faaliyeti sonucu elde edilen verilerin hukuki geçerliliği kavramı, soruşturma ve kovuşturma faaliyeti sırasında hukuka uygun delil niteliği taşıması ve bu kapsamda kullanılabilmesi olgularını da içerisinde barındırmaktadır.

Nitekim gerek istihbari ve gerekse adli dinlemelere ilişkin işlemleri tek bir merkezden yürütmek amacıyla kurulan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinde Başkanlığın görevleri tanımlanırken d bendinde, Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun ek 7. maddesi uyarınca gerçekleştirilen istihbari nitelikli işlemler sonucunda elde edilen verilerin talebi halinde mahkemeye ve Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletmek görevi de yer almıştır. Bu tip teknik verilerin mahkemece ya da Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edilmesindeki maksat delil olarak değerlendirmek dışında bir şey olamayacaktır. Zira ek 7. maddede zaten başka bir amaçla kullanım imkanı ortadan kaldırılmıştır.

Bu gerekçeler göz önüne alınarak olayda da Trabzon Emniyet Müdürlüğü nezdinde yapılmış olan istihbari nitelikli iletişim tespitleri sonucu elde edilen veriler ile İstihbarat Daire Başkanlığı nezdinde bulunan rapor ve kayıtlar ilgili kurumdan talep edilmek suretiyle evrak içerisine alınmış ve delil olarak değerlendirilmek üzere mahkemenin takdirine sunulmuş, bu istihbarat verileri içerisinde yer alan ve soruşturmanın konusu dışında kalan özel hayatın gizliliğine ve devletin güvenliğine ilişkin kayıtlar Cumhuriyet Başsavcılığımızca ve Trabzon Emniyet Müdürlüğünce imha edilmiştir.

7. Şüphelilerin Örgütsel Konumları ve Eylemleri

Bu izahlarımız doğrultusunda;

Şüpheliler Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in örgütün yöneticisi konumunda oldukları ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde Trabzon Mc Donalds’ı bombalama eylemini birlikte gerçekleştirip Hrant Dink suikastını azmettirdikleri, ayrıca Yasin Hayal’in mağdur Orhan Pamuk’u tehdit ettiği,

Şüpheli O.S.’ın bu örgütün üyesi olduğu ve örgüt yöneticilerinin talimat ve azmettirmeleri ile Hrant Dink’i öldürdüğü,

Şüpheliler Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolçu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk ve Tuncay Uzundal’ın örgütün üyesi oldukları ve örgüt yöneticilerinin talimatları doğrultusunda Hrant Dink suikastının gerçekleştirilmesine yardımda bulundukları,

Şüpheli Salih Hacısalihoğlu’nun örgüte üye olmamakla beraber Hrant Dink suikastında kullanılan mermileri temin etmek suretiyle örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği, bu nedenle örgüt üyesi gibi cezalandırılması gerektiği,

Şüpheliler Alper Esirgemez, İrfan Özkan, Osman Alpay, Erbil Susaman, Numan Şişman, Şenol Akduman ve Veysel Toprak’ın örgüte üye olmamakla beraber Mc Donalds’ın bombalanması eylemi sonrasında Yasin Hayal’i evlerinde sakladıkları, faili tedavi ettikleri, olay sonrası İstanbul’a kaçması için maddi yardımda bulundukları ve gerçekleşen suçu bildirmedikleri, bu suretle örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri, bu nedenle örgüt üyesi gibi cezalandırılmaları gerektiği,

Şüpheliler Yaşar Cihan ve Halis Egemen’in örgüt üyesi olmamakla beraber gerek Mc Donalds eylemi ve gerekse Hrant Dink suikastı öncesi ve sonrası ile ilgili maddi ve manevi destek vaadinde bulunmak suretiyle örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri, bu nedenle örgüt üyesi gibi cezalandırılmaları gerektiği anlaşılmıştır.

8. Soruşturma Dosyasında Yapılan Diğer İşlemler

Soruşturmanın devamı sırasında ortaya çıkarılan bir kısım memur suçlarına ilişkin evraklar soruşturmadan tefrik edilerek yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılıklarına görevsizlik kararları gönderilmiştir.

Soruşturma kapsamında eylemler ve örgüt ile ilişkileri tespit edilemeyen şüpheliler hakkında ek takipsizlik kararı verilmiştir.

Takibi ve incelemesi yapılan tüm delillerin toparlanarak ortaya çıkabilecek yeni vakıalar ve suç delilleri ile başka bir kısım şüpheliler hakkında bu dosya ile birleştirme talepli başka kamu davaları açılabilme ihtimali bulunmaktadır.

Ancak bu tür inceleme ve delil tespitinin daha da uzun bir zaman dilimine yayılabilme ihtimali göz önüne alınarak şüphelilerin elde mevcut deliller ışığında bağımsız mahkeme önüne çıkarılmaları süresinin gereksiz yere uzatılmaması amacıyla bu iddianame düzenlenerek kamu davası açılmıştır.

Açıklanan nedenlerle ;

Delillerin takdir ve değerlendirmesi mahkemenize ait olmak üzere şüphelilerin kovuşturmalarının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ve devamı maddeleri gereğince yapılarak;

1. Şüpheli ERHAN TUNCEL’in

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/1, 3713 s.K. 5,

Patlayıcı madde imal etmek suçundan 5237 sayılı TCK 174/1-2,

Patlayıcı madde atmak suçundan 5237 sayılı TCK 170/1-c,

Mala zarar verme suçundan 765 sayılı TCK 516/7-son, 522,

Mağdurlar Derya Değirmenci, Gülümser Kurt, Gürcan Toprak, Merve Serdar, Özlem Araz ve Hasan Koç’a yönelik eylemlerden 765 sayılı TCK 456/4, 457/1 (6 kez),

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 38 delaletiyle 82/1-a,

2. Şüpheli YASİN HAYAL’in

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/1, 3713 s.K. 5,

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 38 delaletiyle 82/1-a,

Mağdur Ferit Orhan Pamuk’a yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 106/2-d,

Ruhsatsız Silah Bulundurmak suçundan 6136 sayılı Kanun 13/3,

3. Şüpheli O.S.’ın

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5, 31/3,

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 82/1-a, 31/3,

Ruhsatsız Silah Taşımak suçundan 6136 sayılı Kanun 13/1, TCK 31/3,

4. Şüpheliler ZEYNEL ABİDİN YAVUZ ve ERSİN YOLÇU’nun

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5,

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 82/1-a, 39,

5. Şüpheli AHMET İSKENDER’in

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5,

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 82/1-a, 39,

Ruhsatsız Silah Bulundurmak suçundan 6136 sayılı Kanun 13/3,

6. Şüpheliler MUSTAFA ÖZTÜRK ve TUNCAY UZUNDAL’ın

Terör örgütüne üye olmak suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5,

Maktul Fırat Dink’e yönelik eylemden 5237 sayılı TCK 82/1-a, 39,

7. Şüpheli SALİH HACISALİHOĞLU’nun

Terör örgütüne yardım etmek suçundan 3713 s.K. 1, 7/1 ve 5237 sayılı TCK 314/3, 220/7 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5,

Ruhsatsız Mermi Bulundurmak suçundan 6136 sayılı Kanun 13/3,

8. Şüpheliler ALPER ESİRGEMEZ, İRFAN ÖZKAN, OSMAN ALPAY, ERBİL SUSAMAN, NUMAN ŞİŞMAN, ŞENOL AKDUMAN ve VEYSEL TOPRAK’ın

Terör örgütüne yardım etmek suçundan 3713 s.K. 1 ve 7/1 maddeleri delaletiyle 765 sayılı TCK 169, 3713 s.K. 5,

Suçluyu gizlemek suçundan 765 sayılı TCK 296/1,

9. Şüpheliler YAŞAR CİHAN ve HALİS EGEMEN’in

Terör örgütüne yardım etmek suçundan 3713 s.K. 1, 7/1 ve 5237 sayılı TCK 314/3, 220/7 maddeleri delaletiyle 5237 sayılı TCK 314/2, 3713 s.K. 5,

maddeleri gereğince cezalandırılmalarına,

10. Tüm şüpheliler hakkında 5237 sayılı TCK 53, 58, 63 maddelerinin uygulanmasına,

11. Emanetin 2007/52, 2007/56, 2007/63, 2007/95, 2007/105, 2007/174, 2007/186, 2007/188, 2007/189, 2007/196, 2007/218, 2007/240, 2007/265, 2007/301, 2007/372 sıra numaralarında kayıtlı suç eşyalarının TCK 54 maddesi gereğince müsaderesine, CD’ler ve iletişim tespit tutanaklarının dosyada delil olarak saklanmasına,

Karar verilmesi kamu adına talep ve iddia olunur. 20.04.2007

FİKRET SEÇEN

İSTANBUL CUMHURİYET SAVCISI

34460
SELİM BERNA ALTAY

İSTANBUL CUMHURİYET SAVCISI

30477